Ataerkil Ailede Kız Çocuğu Olmak

                                                                                                        Kli. Psk. Aylin Işık

“Kendimi, kısaca ve basit bir şekilde şu cümleyi söylerken buluyorum: İnsanın kendisi olması diğer şeylerden çok daha önemlidir.”*

Nasıl bir dünyaya gözlerini açtın? Annen evde, baban işte ama ikisi de Kopuk Avungan modda çalışıyor muydu? Çalışmak annenin en iyi bildiği şey miydi? Neredeyse ergenlik çağından beri ev işleri ile meşgul olmak; eve gelen ağabeyilerine hizmet etmek, misafirleri ağırlamak, annesine yardım etmek, büyüklerin sözünü dinlemek, kimseye “hayır” dememek… Annenin kendisine hiç sorulmamış olabilir miydi; o kimdi, ne yapmaktan hoşlanırdı, nelere gülerdi, ne onu eğlendirirdi, ilgi alanları nelerdi, ne okumak isterdi? Hoş, baban da kendi annesinin biricik oğlu olsa da, kendi babasının beklentilerini karşılayıp “adam” olmaya çalışmış biri miydi? Ne garip bir çelişki bu! Annesi sınırsız bir konfor alanı sunarken, babası onu “-meli, -malı” larla dolu bir dünyaya hazırlamıştı. “Ağlamamalısın, güçlü olmalısın, çok çalışmalısın, para kazanmalısın, adam olmalısın, hata yapmamalısın, kendini savunmalısın, elini masaya vurmalısın”. Öyleyse Türkiye’deki birçok ailede olduğu gibi senin ailende de ataerkil aile yapısı hala etkilerini gösteriyor olabilir.

Ataerkil aile yapısı, 12000 yıl önce tarımın ortaya çıkmasıyla oluşmaya başladı. Basit bir tarım ürünün ekimi için bile yerleşik hayata geçiş gerekli oldu ve topluluklar yerleşik hayata geçerek ürünlerini korumaya başladılar. Benzer bir durum hayvancılığın geliştiği yerler için de geçerli oldu. Böylece, yerleşik hayata geçen topluluklar birbirilerinin topraklarına baskınlar düzenledi ve savaşlar meydana geldi. Bu nedenle, erkeğin fiziksel gücü önem kazandı. Erkekler savaşıp önemli topraklarını korurken, kadınlar ev işleri ile ilgilenmeye ve çocuklara bakım vermeye başladı. Korunan kaynakların yetki ve sorumluluğu erkeklerin eline geçti. Kaynakları nesilden nesile aktaran bazı erkekler zenginleşti. Zengin erkekler lider oldu. Soylarının devamı için maddi kaynaklarını kullanarak birden fazla kadınla evlendi ve birçok çocuğa sahip oldu. Sonuçta, erkek egemen aile yapısı oluştu. Bu gün kadınların mücadelesi ve ekonomik bağımsızlıklarını yeniden elde etmek için verdikleri emek ile modern aileler oluşmaya başlasa da ataerkil aile yapısı hala etkisini sürdürmekte ve otomatik bir şekilde nesilden nesile devam edebilmektedir.

Bu topluluklarda erkekleri değerli yapan para ve güç, kadınları değerli yapan erkek çocuklar doğurmak oldu. Böylece erkeklerin zengin olmak için Statü Arayıcılık şeması, güçlü görünmek için Duyguları Bastırma şeması oluşmaya başladı. Aynı zamanda o bir liderdi ve önemli kararlar alırdı, bu nedenle hatalarının sonuçları büyüktü ona göre. Hatalar olduğunda kendini sert bir şekilde eleştirebilir ve cezalandırabilirdi. Böylece Cezalandırıcılık şeması aktif oldu. Kadınlar kendi değerlerini unuttu ve Kusurluluk şeması oluştu. Değersiz hisseden anneler nesiller boyu kızlarına sevgi ve ilgi aktarmaktan yoksun kaldı ve Duygusal Yoksunluk şeması oluştu. Kadınlar bu kadar değersiz hissedip, erkekler değerli olduğunda ise kadınların ihtiyaçları önemini kaybetti. Kadın kendi ihtiyaçlarından ziyade, evin ve çocuklarını ihtiyaçlarını karşılamaya başladı (Fedakarlık şeması). Ekonomik bağımsızlığını kaybeden kadınlar iş ve sosyal hayattan itilince yeterlilik duygusunu kaybetti, bağımlı hale geldi (Bağımlılık şeması).

Sen küçük kız çocuğu bu düzenin nereden geldiğini bile bilmediğin bu aile yapısında kendini nasıl hissettin? Görülmemiş, duyulmamış, anlaşılmamış, sevilmemiş, cesaretlendirilmemiş, savunulmamış, hak verilmemiş… Bunlardan biri veya birkaçını hissederek büyümüş olabilir misin? Patriyarka senin kendini, çevreni ve dünyayı algılayışını nasıl etkiledi acaba? Sesini duyar gibiyim… Öfkeni, üzüntünü, asiliğini, boyun eğiciliğini, sessizliğini hisseder gibiyim…

Duygularını anlamlandırmanda sana yardımcı olmaya çalışacağım. Annenden şuna benzer sözler duydun mu? “Ağabeyin uyanır sessiz ol, erkek kardeşin oturacak sen buradan kalk, baban izin vermez bir daha sakın dışarı çıkmak isteme, aynanın karşısında vakit geçirme sofrayı kur, düzgün davran misafirlere ayıp olmasın”. Neden annen erkek çocuğunu bu kadar çok düşünüyordu da seni düşünmüyor gibiydi? Sen bunları her duyduğunda kendini sevilmemiş, dışlanmış, değersiz hissetmiş ve hala hissetmekte olabilirsin ki Şema Terapi Ekolü bunları hissetmiş yanını İncinmiş Çocuk modu olarak tanımlıyor. Binlerce yıllık bir geçmişe dayanarak, annen erkeklerin daha ayrıcalıklı ve daha değerli olduğunu öğrenmiş, hatta kendisini değerli kılanın da değerli erkek çocukları olduğunu hissetmiş olabilir. Ancak şimdi sana bir farktan bahsetmek istiyorum. Sevmek ve yüceltmek aynı şey değildir. Patriyarka, erkekleri fiziksel güçleri ve ekonomik getirileri nedeniyle yüceltti. Sevmek içinde koşulsuz kabulü, şefkati, gerçek bir ilgiyi barındırır. Yüceltmek ise içinde imtiyaz tanımayı ve şımartmayı barındırır. Sevmek, olduğu haliyle gerçek “sen”i sevmekken, yüceltmek sana yüklenen anlamları, yani bendeki “sen”i sevmek demektir.

Böylece gerçekten ilgi, şefkat, empati görmeyen erkek çocukları da gizli bir İncinmiş Çocuk modu ile yaşamış oldu. Annen tarafından erkek kardeşinin her istediği yapılmış olsa da ne hissettiği, içinde ne yaşadığı bilinemedi. Her istediği yapılan erkekte Haklılık şeması oluştu. İncinmiş Çocuk modu “Her zaman benim istediğim olur, ben herkesten daha önemliyim” diye düşünen Büyüklenmeci modun arkasında gizli kaldı.

Kulaklarımızda çınlar gibi olur, anneler genelde “seni çok seviyorum” demezdi de “oy annesi kurban olsun ona” derdi. Çünkü Duygusal Yoksunluk şeması olan ebeveynlerin sevgi depoları boştur. Bu nedenle, maalesef çocuklarına verebilecekleri sevgi ve şefkat de bulunamamaktadır. Kadın görevinin çocuk doğurmak ve aileye bakmak olduğunu öğrenirken, kendi ihtiyaçlarıyla ilgilenmeyi, sevilme, saygı görme, kendini ifade etme, özgürlük ve oyun ihtiyaçlarını gidermeyi öğrenemedi ve Kendini Feda şemasının gölgesinde yaşadı. Bundan dolayı olacaktır ki oğlunu sevemez de oğluna feda edebilir kendini…

Şimdi tabii ki sana geri dönelim Sevgili kadın okurum, Annen evde Kendini Feda şeması ile Kopuk Avungan modda çalıştığı için sevildiğini ve ve seninle ilgilenildiğini hissedememene, yani sende Duygusal Yoksunluk şemasının aktifleşmesine neden olmuş olabilir. Peki diğer ebeveynin, yani baban sana bu şefkati verebilir mi? Baban da ataerkil bir ailede büyümüşse bu zor olabilir. Çünkü güçlü olması gerekirken duygularıyla bağı kopmuş, sert, cezalandırıcı, başarı ve iş odaklı birine dönüşmüş olabilir.

E öyleyse şefkatin yokluğunda babandan övgü beklemiş olabilirsin. Şefkat olmayınca, övgü şefkatin yerini alır gibi olur da alabilir mi? Övgü, şefkatin yokluğunda keyif verici bir uyuşturucu madde gibidir, kısa süreli bir ilgi hissetme hali sağlar. Şöyle düzelteyim, tabii ki övgüye ve takdire ihtiyacımız vardır. Ancak şefkat, ilgi ve koşulsuz kabulun rahatlığından yoksunken, övgü alındığında, yani “ben seninle yalnızca güzel bir iş başardığında, iyi bir davranışta bulunduğunda ilgilenirim” mesajı verildiğinde övgüye iptila olunabilmektedir. Övgü geri çekildiğinde, şefkat ve ilgi yoksunluğu tekrar ortaya çıkar… Böylece Statü Arayıcılık ve Yüksek Standartlar şeması oluşabilmektedir. Övgü yerini eleştiriye bıraktığında ise kendini utanmış, aşağılanmış hissetmiş olabilirsin. Kusurluluk şeması geliştirerek kendini olduğun halinle değerli, önemli hissedememiş olabilirsin.

Ailede onay ve takdir almanın yolu olarak onların isteklerine göre yaşamak, kendi istek ve ihtiyaçlarından vaz geçmek yapay bir huzurlu ortam yaratır. Peki hoşuna gitmeyen ve dile getirmek istediğin bir şey olduğunda ne olur? Annenin Kendini Feda şeması devreye girebilir ve ailenin huzuru için senin dile getirmek istediklerini dile getirmeden de yapabileceğin, idare edebileceğin söylenebilir. Bu nedenle Boyun Eğicilik şeması aktifleşebilir.

Erkeklerin güçlü olduğu bir dünyada senin hiçbir şeye gücün olamayacağını hissetmiş ve Başarısızlık şeması oluşturmuş olabilirsin.

Bu düzenle nasıl baş ettin bilmiyorum, kaçarak mı, savaşarak mı, donakalarak mı? Artık buradasın ve artık şemaların sesini kısma zamanı. Şemaların sesini kıstığında içinde sana uzanan şefkatli bir el olacak kendi omzuna koyabileceğin. Tüm bunlar patriyarkanın sonuçları, sen de saygıyı, şefkati, anlayışı, savunmayı, savunulmayı hak ediyorsun. Hadi kırma artık kendini. Sen de çok yoruldun, sen de çok üzgünsün, sen de bıkmışsın, sen de insanlara “hayır” demek istiyorsun, sen de insanlara karşı “burada bana yanlış davrandığını düşünüyorum” demek istiyorsun, suçlunun her zaman sen olmadığını duymak istiyorsun, çok eleştiriliyorsan “yeter artık, ben olduğum halimle iyiyim” demek istiyorsun, hayatta kararlarını kendin verip, pişmanlıklar da yaşayabilmek istiyorsun. Sana yansıtılanlardan sıyrılıp, sen kendine şefkat gösterebilir misin? İncinmiş çocuk haline bakıp ona gülümseyebilir misin? Onu koruyabilir misin? Çok sevdiğin bir dostuna nasıl şefkatle yaklaşıyorsan, kendine de öyle yaklaşabilir misin?

*Virginia Woolf, “Kendine Ait Bir Oda” adlı romanından.