Psikoterapide Değişim Nedir, Ne Değildir?

Kli. Psk. Aylin Işık

Psikolojiye bir bilim değil de sadece bir sektör olarak bakan kişiler için “değişim” satışı yapılan bir ürün gibidir: “10 seansta bilinçaltını temizliyoruz, 5 seansta panik atağını çözüyoruz, geçmişi unutturuyoruz” gibi psikoterapi pazarlamaları vardır ve bunlar değişim rüyasıyla baş döndürür. Böylece günümüzde mutluluğu satın alabileceğimiz gibi değişimi de satın alabileceğimize dair bir yanılgı oluşmuştur. Dikkat ederseniz bu vaatlerde bireyin disiplinli ve sabırlı olmasını, sorumluluk almasını, zorlanmasını gerektiren bir değişimden bahsedilmiyor gibidir. Oysa değişim içinde acıyı, kayıpları, sorumluluğu, disiplini, inancı, kederi, mutluluğu, başarıyı ve cesareti barındıran bir süreçtir.

Aslında bizi değiştiren değişim sürecinde yaşadığımız gerçekler ve katlandığımız zorluklardır. Örneğin “sigara bıraktırma” diye bir şey yoktur; “sigarayı bırakmak” diye bir şey vardır. Çünkü sigarayı bırakmak; sigara içenlerle görüşmeyi azaltmayı, sigara içilen ortamlarda en azından bir süre bulunmamayı, sigara içme isteği ile baş etmeyi ve sigara içmeyi tetikleyen duygularla baş başa kalabilmeyi gerektiren bir değişim sürecidir. Değişmeye karar vermek, değişimin yalnızca ilk yarısıdır. Diğer yarısında verilen kararın gerektirdikleriyle yüzleşilir. Yani değişim bize verilen bir sonuç değil, içine girdiğimiz sürecin kendisidir.

Değişim konforu bulmak değil, konfor alanını terk etmekten geçer. Sağ el ile yazı yazan birisi olduğunuzu düşünün, sol el ile yazmaya başlasanız çok zorlanırsınız değil mi? Tekrar sağ elinizle yazmak için çok güçlü bir güdü hissedersiniz, kendinizi garip hisseder alışkın olduğunuzun çok dışına çıkmış olursunuz. Değişim de böyle bir şeydir. Değişim, acıyı yok etmek değil; acıya katlanmayı öğrenmektir -özellikle bir süre-.

Bu nedenle gerçek bir değişim sürecine girmek birçok şemanın tetiklenmesine sebep olabilmektedir. Örneğin, Yetersiz Öz Denetim şeması olan bir birey değişim için gerekli sabrı göstermekte zorlanabilir, Karamsarlık şeması olan bir birey değişebileceğine inanmayabilir, Başarısızlık şeması olan bir birey değişme konusunda kendisine güvenmeyebilir, Kusurluluk şeması olan bir birey kendisini olumlu etkileyecek bir değişimi kendisine layık görmeyebilir, Duyguları Bastırma şeması olan bir birey değişme ihtiyacının farkında olmayabilir, Terk Edilme şeması olan bir birey değiştiğinde terk edileceğinden endişe ederek değişme cesareti gösteremeyebilir, benzer şekilde Boyun Eğicilik şeması olan bir birey değiştiğinde kabul edilmeyeceğinden ve çatışmalarla karşı karşıya kalacağından değişimi başlatamayabilir. Yani değişim, içimizdeki pek çok duyguyu ve düşünceyi uyandırır. “Değişiyoruz” diyen Sağlıklı Yetişkin Modu birden şiddetli bir gürültü ile karşılaşır. Bu gürültü, birçok farklı ve işlevsel olmayan düşünceleri aynı anda dile getirmeye şemaların çıkardığı gürültüdür. Çıkan tüm bu sesler işitsel bir sis gibidir, anlaşılması güçtür. Her şemayı sırasıyla ve sakince dinlemek de Sağlıklı Yetişkin Moduna düşer; “değişirsen terk eder, değişirsen sevilmezsin, değişirsen seni beğenmezler, değişirsen istenmezsin, bu değişimi hak etmiyorsun, yine yapamayacaksın” gibi cümleler seçilebilir içlerinden.

Şemalar, hayatta kalmamıza uğraşan duygu, düşünce ve davranış biçimleridir. Bu duygu, düşünce ve davranış biçimleri çocukken öğrenilir. Çocukluk her zaman sevgi dolu, güvenli ve istikrarlı bir yer olmayabilir. Bir çocuk hayatta kalmak için boyun eğmesi, ihtiyaçlarını dile getirmemesi, kardeşi için kendisini feda etmesi, çok yüksek notlar alması, ağlamaması ya da çok ağlaması, çok talep etmesi, gözde bir çocuk olması gerektiğini öğrenebilir. Yemek veya oyuncak için sabretmesi gerektiğini öğrenebilir ya da hemen ihtiyaçları karşılanan çocuk sabretmeyi öğrenememiş olabilir. Tüm bunlar çocuğa sosyal hayatın içinde nasıl hayatta kalabileceğine dair inançları öğretir.

Jack Nicholson (Cole) ve Morgan Freeman’ın (Carter) başrollerini üstlendiği “Bucket List” adlı filmde, iki kanser hastasının son zamanlarını anlatırken, bunun fırsata dönüştürülmesi durumunda, insan hayatının ne kadar güzel olabileceğini anlatılmaktadır. Bu filmde Cole ve Carter, birbirinden farklı hayatlardan gelmektedir. Cole, kurduğu şirketler grubuyla büyük bir servete sahip ve kraliyet ailesiyle dahi tanışmaktadır. Ancak Carter araba tamircisidir ve mütevazi bir hayat yaşamaktadır. Filmde kanserin ağı, farklı sınıflara mensup bu iki insanı, bir araya getirmiştir[1].

Cole otoriter ve asabi bir karakteristiğe sahiptir. Koruyucu bir baba modelini benimsemiş hatta kızının evliliğine müdaheleleri terk edilmesine sebep olmuştur. Carter ‘ın ondan farkı ise naif, güler yüzlü ve daha hoş görülü olmasıdır.

Peki bu filmden neden bahsediyorum? Şema Terapi Ekolü çerçevesinden bakacak olursak, son altı aylarının kaldığını öğrenen bu iki kanser hastasının şemalarının adeta ortadan çekildiğini izlemekteyiz. Yıllarca çocukları için çalışan Carter’in Kendini Feda şeması kaybolmakta ve hayat sahnesini sadece Carter’in isteklerine bırakmaktadır. Son altı ayını hastanede tedavi görerek değil, yeni deneyimler yaşayarak geçirmiştir. Hayatı ürkek yaşayan Carter’in Dayanıksızlık şeması da sessizleşmiş ve riskli sporlar yapmasına, dünyayı gezmesine ve eğlenmesine izin vermiştir.

Cole’un Büyüklenmeci modu çekilerek Carter ile ilişki kurmasına izin vermiştir. Hayatını kibirli ve büyüklenmeci bir şekilde geçiren Cole kendine kurduğu dünyasında tepeden inerek aynı duyguları yaşadığı Carter ile bağ kurmuştur. Büyüklenmeci modu olan bireyler için insanları anlamak suçlamaktan çok daha zordur, çünkü insanları anlamak bizim de değişmemizi gerektirir. Cole kızına karşı anlayış göstererek yıllardır görüşmediği kızının yanına gitmiş ve onunla vedalaşmıştır. Cole için haklı olmak, statü sahibi olmak gibi hayati sandığı meselelerden çok sevgi göstermek, bağlanmak, gülmek ve anlamak ön plana geçmiştir.

Bu filmde hayatlarının sona ereceğini öğrenen iki kişinin kendilerine “Benim neye ihtiyacım var?” diye sorduğunu ve bu sayede geçirdikleri değişimi görüyoruz. Biz de kendimizdeki değişimi açığa çıkarmak için bazen kendimize şunu sorabiliriz, “Son 6 ayımın kaldığını duysam, bu 6 ayı nasıl geçirmek isterim?” Tabii ki bu soru her an ölecekmiş gibi yaşamamız için değil, bazen ölümü de hatırlayıp yaşamımıza neleri katmak istediğimiz, isteklerimiz ve ihtiyaçlarımızı da dahil edebilmemiz için sorulabilir. Çünkü uyum bozucu şemalar bize öğrenilmiş otomatik bir inanç sistemi sunabilir ve yıllar boyu belirli bir kalıbın içinde yaşamamıza sebep olur. Bu kalıbın içinden çıkmak için Sağlıklı Yetişkin modunun belirmesi ve gerçek ihtiyaçların açığa çıkması gerekebilir. Bu bazen bir ömür alabilir, bazen olumsuz bir olay bize bunu düşündürebilir. Bazen sigara bırakmak örneğinde olduğu gibi gördüğümüz zararın artması bizi değişime motive edebilir.

Değişim, erken dönem uyum bozucu şemaları durdurup ihtiyaçlarımıza ulaşma yolculuğudur. Uyum bozucu şemaların bizim için istedikleri ile gerçek ihtiyaçlarımız farklı olabilir. Bireyler bazen terapiye şemaların etkisi altında gelebilir. “Değiştir beni” diyen ve tüm sorumluğu terapiste bırakan danışan gerçek bir değişim gösteremez ve Yetersiz Öz Denetim şemasının sorumluluk almasını engellediğini gösterebilir. Yine terapiye “Daha güçlü gözükmek istiyorum” gibi bir amaçla başvuran bir danışanın bu isteği Yüksek Standartlar şemasına ait bir baskı olabilir. Bir başka örnek olarak, “Sevgilimi unutmak istiyorum” isteği ile terapiye başvuran bir birey düşünün, ihtiyacı olan değişim “unutmak” değil, ayrılık süreciyle baş etmeyi öğrenmek olabilir. Bu nedenle, “değişim” satılan bir paket program değildir. İhtiyaçlarımızı keşfettiğimiz ve gerçek ihtiyaçlarımız için birçok meseleyi barındıran zorlu bir sürece girmektir.


[1] Reiner, Rob. The Bucket List. 2007. https://www.imdb.com/title/tt0825232/